Türkiye’de bir önceki cumhurbaşkanında en üst temsil düzeyine ulaşan ‘demirperde’ zihniyetinin tarif ettiğinin aksine, ‘kamusal alan’ farklılıklarının eşitler olarak buluştuğu alanı temsil eder. Kamusal alan ‘kamu’ya, yani halka ait alandır. Devletle ilgili işlere ‘kamu’ ifadesinin münasip görülmesi de, ‘devlet’ denen şey esasen halk için ve halk adına varolduğu içindir, ‘devletçi’lerin zannettiğinin aksine, halka karşı ve halkın üstünde olduğu için değil.
Bu bağlamda, kamusal alanda, ‘kamu’nun üyesi olan bütün fertler buluşur, tanışırlar. Her biri hangi inançtan, hangi kültürden, hangi dil ve renkten olursa olsun ve hangi düşünceye mensup olursa olsun, kamusal alanda kendisini ifade etme ve eşit muamele görüp eşit hizmet alma imkânı bulur.
Bu tarif ışığında ‘sokağa’ bakıldığında, sokak, ‘kamu’nun fertlerinin bütün farklılıklarıyla buluştuğu en ziyade dikkate değer ‘kamusal alan’ olarak çıkar karşımıza. Herkesin evi kendine özeldir; herkes kendi evinde kendisine mahsus bir düşünce, inanç ve amel üzere yaşar ve bütün bu ‘özel’likler sokakta birbiriyle buluşur, tanışır. Farklılıkların özgürce buluştuğu ‘çoğulcu’ bir kültürün ve kendisi gibi olmayana tahammül gibi sıhhatli bir sosyal hayat için vazgeçilmez bir anlayışın yerleşmesinde, sokağın kritik bir önemi vardır.
Bu özelliğiyle, sokaklar üzerinde hususi bir dikkat ve itina göstermemiz gerekiyor.
Gelin görün ki, sokakların giderek ortadan kaybolduğu bir süreçte yaşıyoruz. Gelir eşitsizliği ve ‘sömürü’yle doğru orantılı şekilde artan ‘güvenlik’ sorunu paralelinde, biraradalığın kadim sembolleri olarak ‘sokak’ ve ‘mahalle’nin yerini şimdi duvarlar, kapılar ve bekçilerle çevrilmiş ‘site’ler alıyor. Sokağın her türden insanı barındıran yapısına karşılık, ancak belli bir gelir düzeyine sahip insanların oturabildiği sitelerde, insanlar ‘öteki’yle değil, yalnızca ‘kendisi gibi olanlarla yaşama tecrübesi ediniyor.
Farklıyı ‘öteki’ve hatta ‘düşman’ olarak gören entegrist’ eğilimlerin Batıdaki yükselişi, sitelerin ve sokağı iptal eden, köprülerle birbirine geçişli iş merkezleri’nin Batıda yaygınlık kazanmasıyla bir ilgisi olabilir mi sizce?
Özelde Türkiye toplumunun tuzu kuru kesiminde tırmandığı görülen farklı düşünene, farklı yaşayana, farklı giyinene tahammülsüz sözüm ona ‘çağdaş’ ama otoriter anlayışın, şehrin geri kalan kısmından duvarlarla ayrılmış siteler ve kentleri tercih ediyor olmalarıyla da bir ilgisi olamaz mı?
Hayatın gerçeklerine karşı yabaniliğe itirazın gündelik dildeki karşılığının “sen hiç sokağa çıkmıyorsun galiba?” sorusu olması, bir rastlantı değil. Sokak ölüyor. Mahalle ölüyor. Birileri hiç sokağa çıkmıyorlar artık; site’den çıkıp otoyoldan geçerek plazanın kapalı garajına arabasını park edip işlerinin başına geçiyorlar; akşam üstüde bunun tam tersi gerçekleşiyor.
Sonra kendisi gibi olmayana tahammül edemeyen bir söylemin ağırlığı çöküyor zerimize. Sokak çekilip gidince hayatımızdan; farklılığa tahammülde yitip gidiyor ve insanlığımız yara alıyor.
Sokaklarımızı koruyalım.
Karakalem Dergisi – Sayı 10; S.10
Etiket: Karakalem, Unlem




Doğru söze ne denir. Farklılığa tahammülümüzü yitirdiğimiz gibi insanlığımızı da kaybediyoruz yavaş yavaş. Teşekkür ederiz.